Facebook n’oldu!

Facebook’un halka arzını (IPO) takiben hisselerinde yaşanacak düşüşü doğru tahmin etmeme rağmen, beklentilerimin tersine bu işten küçük yatırımcı haricinde zarar eden olmadı. Oysa ki 20 – 70 USD bandında dolaşan hissenin spekülatif hareketleri ve IPO sırasındaki şaibelerin bir etkisi olur sanıyordum. Anlaşılan Facebook ABD için borsanın güvenilirliğinden ve küçük yatırımcıdan daha önemli. Envanterinde bütün dünyadan 1 milyar insanı “mal” olarak barındıran bir şirket için çok şaşırtıcı olmamalı.

Reklamlar
Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Facebook n’olur?

Fiyatın 18$ mertebelerine düşmesiyle FB’nin akıbeti de iyice tartışılır oldu. Tartışma şirketin geleceği kadar kurucusu Mark Zuckerberg’in de kariyeri çerçevesinde de büyüyor. Ne olur sorusunda önce ne oldu bunu anlamak lazım.

Bana sorarsanız Facebook halka arzı (IPO) faciasının müsebbibi, son yıllardaki bir çok kötülüğün kaynağında oldukları gibi yine yatırım bankacılarıdır. Yarattıkları emlak balonu patlamasına rağmen devlet tarafından kurtarılan, binlerce kişi işsiz kalırken zarar eden bankalardan hala milyonlarca bonus alabilen bu bankacılar eski karlardan uzak kalınca yeni arayışlara girdiler, ve FB yeni büyük balondu. Halka arzı takiben küçük yatırımcının 3 ay gibi bir sürede kaybettiği para 20 milyar $ mertebesinde. Kim kazandı bunu? Özellikle FB’nin çalışanlarının hisse satma zamanı olan 9 ay dolmadığına göre sadece ucuza alan kurumsal yatırımcı bu işten karlı çıktı. Belki bütün bir sektör için küçük bir kazanç ama işi döndürenler iyi kazandı.

Peki sular 18$ çevresinde duruldu mu? 9 ay tamamlandığında büyük bir satış gelmezse, şimdilik durulmuş gibi duruyor. FB ne kadar büyük bir balon? 18$’dan hesaplanınca 50 milyar civarında hala beklenen kazançlarına göre çok yüksek değerli gibi gözüküyor dense de FB kazancı olan, hatta potansiyeli olan bir şirket. Bu yüzden de %100 balon demek makul değil. Bu şartlarda FB sıfırlar mı sorusuna ben evet demem.

Peki Zuckerberg’e patlar mı bunlar? Eğer IPO sırasında ciddi bir ihlalden (yasal olarak) sorumlu tutulmazsa hala şirketin %57’sini elinde tutan Zuck bu işten sıyrılır gibi duruyor. Hatta sıyrılmanın ötesinde yakın zamanda sektör ve ilgili dünya kendisini yeni Steve Jobs olarak selamlayacak. Neden derseniz, sebebi potansiyel yatırımcılara yazdığı mektupta gizli.

“Facebook’u şirket olarak yaratmamıştık” cümlesiyle başlayan mektup, “basitçe ifade edersek: para kazanmak için hizmet üretmiyoruz, daha iyi hizmetler üretebilmek için para kazanıyoruz.” cümlesiyle işletme tarihine girecek. Şimdiden taraftarlar toplamaya başladı ve insanlar aslında doğru bir yöntem olarak görüyorlar. Ben de istisna değilim.

Mektubun tamamı ve Henry Blodget’in güzel yazısı http://www.businessinsider.com/facebook-stock-letter-shareholders adresinde.

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum bırakın

18 Nisan Facebook kehaneti erken gerçekleşti

18 Nisan’da, yani Facebook’un halka açılmasından yaklaşık 1 ay önce uzun zamandır inandığım bir fikri iddia haline getirip bu blogda kehanet olarak yayınlanmıştım. O gün için düşüncem, FB’nin IPO için bahsi geçen 100+B değerinin aşırı şişirilmiş olmasıydı. Hisse fiyatının 40$’da %40 civarında bir balon olduğunu düşünüyordum, ancak iskontolu olarak %25’lik düşüş öngördüm. Zaten 38$’lık IPO fiyatı ile %5 iskonto baştan yapılmış oldu, geri kalanı için de bir düşüş beklenebilirdi.

Rahatsızlığımın sebebi, Facebook’un bir ürün üreten fiziksel şirket olmadığı için sanal bir şirket olması gibi bağnaz bir şey değil. Tabii ki FB’un bir değeri var, zira geliri olan, bu gelirini arttırma ve karlılık potansiyeline sahip bir şirket. Bu yüzden de gayet yatırım yapılabilir. Ancak değerinin IPO ile iyice katlanıyor olması, bunun gelir ve karlarında ya da iş modelinde (pozitif) bir değişiklik yokken sadece halka açılacağı için yaşanması iyi işaret değildi. Bunun ötesinde IPO’dan kısa süre önce Instagram’a yapılan rekor yatırım da rahatsız edici bir durumdu.

Neticede kehanetim beklenenden çok daha önce gerçekleşti. Dün itibariyle hisse 28.19’dan kapandı ki bu da 25.81’lik bir düşüşe işaret ediyor. Benim beklentim FB hisselerinin, rivayete göre halka arz aracıları tarafından kısa süre önce yeniden değerlendirilip sadece büyük yatırımcılarla paylaşılan 32$ civarında tutunmasıydı. Ancak bu barem son iki günde kırıldı ve aşağı hareket devam etti.

Buradan sonra hissenin değeri nereye gider öngörebilmek zor. Ancak gerçekleştiği için kehaneti ya revize etmeli ya da yorumlamalı ki bu erken gerçekleşme bir yoruma ihtiyaç duyuyor. Benim bu aşamada iki tahminim var. Önümüzdeki günler bunlara ışık tutacaktır.

Bu yaşananları açıklayacak bir model lazım. Olası modellerden biri, son yılların en büyük keriz silkeleme operasyonlarından biri yaşanıyor. Kurumsal yatırımcı IPO öncesi ucuza aldığı hisseleri tepe fiyattan sattı, şimdi bireysel yatırımcı zarar ediyor, daha sonra da aynı kurumsal yatırımcılar bunları 25$ mertebesinden toplayıp hisseyi yeniden 30 – 32 $ bandına taşıyacak. Amerikan mahkemeleri buna ne der emin değilim ama bariz dezenformasyondan dolayı bunun sessizce kapanacağını sanmıyorum. Hapse giden bankacı olur mu, tahmin etmek zor.

Ya da ikinci ihtimal, zaten silkelenen silkelendi. Yani FB uzun bir süre daha (hatta belki asla) IPO öncesi düşünülen değerlere çıkamayacak. Bu tamamen uzun dönemli bir planlama ile oluşturulan bir balondu, bu yüzden bu kadar büyük hisse sayısı ile yapılan bir halka arzdı ve çoğunluk hissenin de küçük yatırımcıya satıldığı iddia ediliyor. Bu durumda bir takım bankacı gerçekten yine çok büyük paralar kazandı, ama birinin bunun bedelini ödemesi gerekiyor; ki bu da muhtemelen Zuckerberg olur. Durumu açıklayan model, ipteki cambazdır. Şu sıralar cambaza bakarken soyuldu millet, yakında cambazı düşürürler ve konu kapanır.

Bakalım göreceğiz. Bu durum ise bana tekrar uzun zamandır ısrarla tekrar ettiğim bir karşı fikri hatırlatıyor. Yeni ekonomi diye birşey yok! Ekonomi hep aynı. Uzun vadede kar etme potansiyeline sahip tüm mallar değerlenir – ama değeri bu kar potansiyeline doğrudan orantılıdır. Değer potansiyeli aşarsa ortaya balon çıkar ve her balon muhakkak bir gün söner.

Haberler ve politika içinde yayınlandı | 2 Yorum

Wiener Schnitzel nerede yenir?

Internette aradığınız zaman neredeyse tüm sitelerde hep aynı cevap var: Stephan’s Dom’un hemen yanında Filgmüller. Bütün turistik siteler, kılavuzlar ve sair bu adresi verdiği için haliyle Figlmüller tam turistik bir mekan olmalı – tam da bu yüzden Viyana’lı arkadaşlar ve kuzenim her ziyaretimde bu meşhur adresi denememe mani oldular. Onların farklı bir tercihi vardı, internet sitelerinde o kadar popüler olmayan, turistten çok halkın gittiği bir yer. Bu seyahatte sonunda münferit hareket edecek zamanı buldum ve Figlmüller’i denedim. Artık bir karşılaştırma yapabilecek durumdayım.

Önce Schnitzel Wirt’ten bahsedeyim. Burası çoğunlukla öğrencilerin takıldığı, insanların oturup yediği gibi eve paket olarak da aldıkları, tam mahallemizin şnitzelcisi diyebileceğiniz tipte bir yer. Büyük masaları genellikle başkasıyla paylaştığınız için yer sorunu yaşanmayan mekan daha çok yemeğin bitmesiyle ünlü. Geçen sefer biraz geç gittiğimiz için son şnitzelleri yemiştik, patates salatasıysa kalmamıştı. Haa bir de fiyat hikayesi var, ki verdikleri yemekle karşılaştırınca resmen komik, bu da öğrenci ilgisini açıklıyor.

Filgmüller tam turistik bir yer. Kapıda kuyruk var ve neredeyse herkes yabancı. Kapı deyince, mekanın iki kapısı var, hatta aslında iki mekan var ama aradan bir şekilde bunlar bağlı, mutfakları ortak herhalde. En meşhur olanı bir pasajın içinde ufacık bir yer, tahta masalar ve dekor, gayet otantik görünümlü, kuyruk pasajı dolduruyor. Diğeri pasajın hemen dışında sağda kalıyor. Sitede iki mekanın da adresi var. Figlmüller ile ilgili temel şikayetlerden birisi de küçük olması ve kızartma kokmasıydı ki bu ikinci mekana giderseniz sorun olmuyor. Internet sitelerinden rezervasyon yapıyorsunuz ama sanırım işlevsel değil, zira bize yer yok ama kapıda biraz bekleyin alırız diye bir cevap geldi. Gerçekten de kapıda 10 dk kadar bekledik ve boşalan 3. dört kişik masaya oturduk. Bu arada, kapıdaki kuyruğun sebebi korkarım üretimin yavaşlığı çünkü masada da 15 dk daha bekledik.

Kızartma kokusu konusu da önemli. Figlmüller de bu sorun çözülmüş gibi duruyor, pasajdaki kokuyor olabilir ama dışarıdaki mekanda bir sorun yoktu ancak Schnitzel Wirt’te ciddi bir kızartma kokusu sorunu var. Bu otururken ya da yerken rahatsız etmiyor, ama evin mutfağındaki kızartma gibi üzerinize siniyor – o akşam giydiğim şeyler daha sonra otelin odasını bile kokuttu. Tavsiyem, bir daha yıkanana kadar giyemeceğiniz şeyler olsun üzerinizde.

Ve yemeğe gelelim, zira bu yerlerin hiçbiri takılmak için gidilecek yerler değil, yemek için gidilecek yerler. Menüde farklı birşeyler var ama boşverin, schnitzel için oradasınız. İkisini de bir gün arayla denedikten sonra uzun zamandır aklımızı kurcalayan bu sorunu bir karara bağlamış bulunuyorum: Figlmüller’in Viyana şnitzeli (Wiener Schnitzel) Schnitzel Wirt’inkinden daha güzel. Schnitzel Wirt ise başka bir kategoride şampiyon oluyor: Cordon blue. Kesinlikle bugüne kadar yediğim en iyi cordon blue. (içinde peynir ve jambon olan bir çeşit şnitzel).

Netice olarak, bir dahaki ziyaretimde ikisine de gitmeye çalışacağım yine. Schnitzel Wirt’te cordon blue, Figlmüller’de Wiener Schnitzel.

Schnitzel Wirt (http://www.schnitzelwirt.co.at/) alışveriş caddesi MariaHilfer’e açılan ara sokaklardan birinde. Neubau metro durağı yakın olacaktır.

Figlmüller (http://www.figlmueller.at) şehrin merkezinde, St. Stephan’s Dom’un hemen yan sokağında. Wollzeile sokağındaki pasajın içinden girip arka kapıdan çıkın, sağa dönün 50 mt. ilerde sağda.

Afiyet olsun.

Seyahat içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Kehanet 3: Yunanistan vs Euro

Bu konuda o kadar çok yorum yapıldı ki, bu saatten sonra geriye sadece bahisleri açmak kalıyor. Önünde sonunda Yunanistan’ın Euro bölgesini terk edeceğini, ancak Yunanistan’la sınırlı kalırsa bunun AB’yi parçalamaya yetmeyeceğini düşünüyorum. Ancak takvimsiz kehanet kehanet değildir diyerek, buna da bir zaman kısıtı koyacağım. Tahminim o ki, 2013 sonundan önce Yunanistan’ın Euro’dan çıkışına dair karar alınır. Sonrası teknik konularla biraz daha uzayabilir. Bu kehanetin gerçekleşme olasılığını yarı yarıya gördüğümü de eklemeliyim. Eğer büyüklerden biri, mesela İspanya, hatta Portekiz de bu yolu izlerse AB’nin temel taşı ekonomik birlik geri dönülemez bir yara alır. Yunanistan Euro’da kalırsa yegane sebebi bu olacaktır.

Strateji içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Startup Weekend İstanbul’un ardından

Geçtiğimiz haftasonu Startup Weekend etkinliğinde “mentor” olarak bulundum. Önceki senelerde haftasonu olduğu için katılmaya imtina ettiğim bir etkinlikti. Alışık olduğum etkinliklerden farklı bir çalışma, bilmeyenler konseptle http://istanbul.startupweekend.org/ adresindeki sitede tanışabilirler.

Cumartesi ve Pazar günleri bana fikir soran iki takıma destek olmaya çalıştım. Biraz sohbet  ettim ve yeni tanıştığım katılımcılarla fikir alışverişinde bulundum. Birkaç nokta dikkatimi çekti.

Öncelikle, katılmaya hak kazanan on takım olmasına rağmen sadece iki takımın destek istemesini garipsedim. 12 yıldır yazılım ve bilişim yönetimi konularında danışmanlık yapıyorum. Müşterilerimin çoğunun kurumsal şirketler ve çokuluslular olmasının önemli sebebinin startupların bu tarz danışmanlık için bütçelerinin bulunmaması olduğunu düşünüyordum. Ancak bu etkinlikte durumun bu olmadığını görme fırsatı oldu, zira on takımdan 8’i herhangi bir destek talep etmedi. Üstelik çoğu da yazılım konusunda sıkıntı çektiğini belirten gruplar..

Konuyu ayaküstü sohbetlerde dile getirince bazı arkadaşlar bunun bilgilendirme eksiğinden olabileceğini söylediler ve organizasyonu suçladılar. Organizasyon iyi değildi, bu gerçek. Microsoft Türkiye ev sahipliğini bence başarıyla yerine getirdi. Bu büyüklükteki yeri temin etmek kolay değil de 3 gün 2 gece boyunca kullanılacak şekilde sunmuş Microsoft. DPE’den arkadaşlar sürekli oradaydı ve evsahipliğini başarıyla yerine getirdiler. Ancak organizasyonun etkinlik sahipliği için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Herşeyi bir kenara bırakın, bütün haftasonumu ayırdım, bir zahmet gelip de teşekkür eden olmadı organizasyondan.

Yine de takımların yegane sorunu bu olmasa gerek. Arkadaşlar mentorların yeterince tanıtılmadığı için takımların ne soracağını bilemediğini düşünüyor, ancak bu da bence geçerli olmamalı. Aç istediğin arama motorunu bu adamlar ne yapar diye arat, yeterince bilgi bulursun.

Bence bu durum bir olgunluk ya da anlayış sorununa işaret ediyor. Küçük şirketler, kobiler ve startuplarla çalışamamanın sebebi de bu. Eğer olgunluk sorunuysa bu aynı zamanda bir paradoksa işaret ediyor, çünkü yaptığımız danışmanlık şirket ve birimlerin olgunluk seviyesini arttırmaya yardım ediyor. Çelişkiyi kıran şirketler bütçe sorunu ile boğuşuyor genellikle. Sorun eğer anlayış sorunu ise bunun kurtuluşu yok.

İkinci konu biraz daha ilginç. Hani şu açılış konuşmasındaki mevzuu var ya, işsizlik ve girişim ile ilgili. Sadece takımlar değil, o etkinlikte konuştuğum neredeyse herkes yazılımcı bulamamaktan şikayet ediyordu. Hatta bazı takımlar fikirlerini gerçekleştirecek yazılımcı olmadığı için sadece prototip ve sunumlar hazırlayabildiler. Peki nerede bu yazılımcılar? Nerede olacak, bakın kariyer sitelerine kaç tane aktif ilan var yazılımcı arayan.

Sözün özü, daha çok yazılımcıya ihtiyaç yaratacak girişimlerden önce daha çok yazılımcı/programcı yetiştirerek azaltabiliriz işsizliği. En azından teknoloji girişimleri açısından Türkiye’nin durumu bu. İşe girişirken kaynakları gözönüne almayı unutmayın.

Uncategorized içinde yayınlandı | 1 Yorum

İş bulamıyorsanız girişimci olun!

Dün Startup Weekend isimli organizasyon için “mentorluk” yaptım. Proje geliştiren yedi takımdan bazı konularda fikrimi merak edenlere basit anlamda danışmanlık yaptım yani. Böyle düşününce, muhtemelen Türkiye’nin oldukça pahalı teknoloji danışmanlarından biriyimdir ve bundan bedava yararlanmak için sadece 2 takımın istekli olması neden girişimcilerden ziyade kurumsal şirketlerle çalıştığımı daha iyi anlıyorum.

Girişimci adaylarının büyük bir kısmında ciddi iş tecrübesi ve iş disiplini göremediğimi düşünüyordum (istisnaları, ki başarılı olma şansları çok daha yüksek tenzih ederim) dün Özyeğin Üniversitesi rektörü Prof. Erhan Erkut’un konuşması durumu aydınlattı. Ancak şüpheci egom hemen devreye girdi ve artık başka sorularım. Muhtemelen Erkut hocanın cevaplaması gerekecek sorular, bu yüzden bu yazı da kendisine açık mektup olsun. Koca rektör gelip blogu cevaplayacak değil ya..

Hoca diyor ki, dünyada iş arayan 3 milyar kişi var ama sadece 1,5 milyar iş var. Bu yüzden girişimciler lazım. Koca rektör dediğine göre işin bilgi kısmı, yani cümlenin birinci yarısının doğru olduğu kabul ediyoruz. Bu durumda özellikle birçok yeni mezun ama daha kötüsü çoğu doğru düzgün eğitim almamış yüzmilyonlarca insan işsiz, korkarım aşsız. Gelelim cümlenin ikinci yarısına. Hocam diyor ki, girişimci deyince biz öyle köşedeki bakkalı, kobiyi kastetmiyoruz, sonra da ekliyor tabii onlara da saygımız var, kötü bir şey değil yaptıkları.. Konuşmanın heyecanına verelim, demek istediği (herhalde, ya da akıl okumaya başladım) bu etkinliklerde aradıkları teknoloji girişimleri (tech startup dedikleri). Yine konuşmanın heyecanına verirsek, kobi’leri beğenmeme faslı da bir dil sürçmesi olsa gerek, zira Türkiye ekonomisinin %80’ini kobiler ayakta tutuyor. (Büyük şirketlerden daha verimsiz ve düşük karla çalışıyorlar ama bu başka yazıların konusu.) Bu şartlar altında dahi hocam haklı, işsizlikle başa çıkmanın en doğru yolu yeni şirketlerin kurulması, yani yeni girişimler, daha çok kobi (hatta biraz verimsiz olması belki daha iyi, 10 kişinin yapacağı işi 12 kişiyle yaparak biraz daha istihdam yaratabilir – başkasının cebinden sosyal transfer :).)

Peki kim olmalı bu girişimci? İşte soruları başladığı yerler. Sayın rektör öğrencilerine girişimci olmayı tavsiye ediyor. Tıpkı amerikan rüyası gibi, okulu bitir, garajda şirket kur, milyarder ol.. (Heyhat bizim apartmanlarda garaj olmadığı için belediye kaldırımlarımızı parayla kiralıyor.) Hocama üç sorum var, olurda bir şekilde cevaplarsa memnun olurum, aydınlanırım:

1. En parlak öğrencilerine girişimci olmayı mı yoksa akademisyen olup okulda kalmayı mı tavsiye ediyor? Eğer en iyilere girişimci olun diyorsa, bu işi beceremeyecek olanlara mı okulda kalın diyor?

2. Türkiye yazılım sektöründeki temel sorunlardan biri nitelikli elemanı (rekabet edebilir ücret seviyelerinde) bulmakken, sermayesi, tecrübesi ve birçok konuda bilgisi bile olmayan  yeni mezunları kaynakları kısıtlı bir alanda şirket kurarak hangi işsizliğe engel olacağını düşünüyor? Başarısız eğitim veren üniversitelerin işletme bölümlerinden mezun olan öğrencilerine mi? Zira iyi mühendis mezun varsa zaten anında iş buluyor, hatta mühendis olmasın ama kod yazabilsin, kapı hep açık.. İşsizlik sadece iş olmamasından kaynaklanmıyor, eğitim kalitesi ve eğitimin hiç olmaması gibi yapısal nedenler ne olacak?

3. Özgeçmişinden anladığım kadarıyla sayın hocam saygın bir akademik kariyere sahip. Önemli okullarda okumuş ve çalışmış. Bu özgeçmişte kurduğu bir şirkete rastlayamadım (özel sektör tecrübesi dahi göremedim, sadece akademi ama..), yanlış biliyorsam konuyla alakası açısından da önem taşıdığını düşünüyorum, düzeltirse çok mutlu olurum. Zira birinci maddeyle de alakalı olarak, kendisinin bu güne kadar bir girişimi olmasının sebebi acaba her zaman çalışabilecek iyi işler bulmuş olması mı? Bu durumda girişimciliği, bir yerlerde işe giremeyecek mezunlar için mi düşünüyor?

Bu işte bir terslik olduğu düşünen sadece ben miyim?

Strateji içinde yayınlandı | ile etiketlendi | 4 Yorum